• İstanbul17 °C
  • Ankara8 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ben Nesli - Jean M. Twenge
10 Nisan 2017 Pazartesi 00:45

Ben Nesli - Jean M. Twenge

“Bu Günün Gençleri Niçin Bu Kadar Özgüvenli Ve İddialı Fakat Bir O Kadar Da Depresif Ve Kaygılı?”

Bir gün blog sayfalarını gezerken bir den bu kitabın tanıtım yazısına denk geldim ve kapağı çok hoşuma gitti. “Bu Günün Gençleri Niçin Bu Kadar Özgüvenli Ve İddialı Fakat Bir O Kadar Da Depresif Ve Kaygılı?” şeklinde birde alt başlık yazısı vardı. Üniversitede görev yapıyor olmam ve aynı zamanda ders anlatmam nedeniyle günümüz neslini yakından tanımak istiyordum. Çünkü her an onlarla iç içesiniz ve onları tanımadan bir şey öğretemezsiniz. Hemen bu kitabı okumaya karar verdim ve sipariş ettim. Kaknüs yayınlarından çıkmıştı ve 3.  baskısı yapılmıştı.

Kitap 380 sayfaydı ve 8 bölümden oluşuyor. Bu bölümler;

Onaylanmaya İhtiyacımız Yok: Toplum Kurallarının Çöküşü
Tek Kişilik Ordu: BEN
İstediğiniz Her Şey Olabilirsiniz
Endişe Çağı (Depresyon ve Yalnızlık) Gergin Nesil
Evet, Doğru; Denemenin Faydası Yok İnancı
Cinsellik: Tutucu Nesil Dejenere Nesille Tanışıyor
Eşitlik Devrimi: Azınlıklar, Kadınlar, Geyler, Lezbiyenler
Kendi Bilgimize Başvuralım: İş Dünyasının Geleceği ve Gençlerin Geleceği

(kitabı ilk elime aldığımda içindekiler kısmına baktım ve gerçekten çok merak uyandırıcı bölümleri vardı)

Gençlerde artık hiç saygı kalmadı! Ne büyük biliyorlar ne küçük! Gibi yakarışlar; ne olacak bu gençliğin hali, bunlar nasıl bir anne ve baba olacaklar? Gibi sorular günlük hayatımızda sıkça duyduğumuz şeylerdir. İşte bu kitap tamda bu serzenişlerin ve soruların cevabını bulmaya çalışıyor. Gerçekten de gençliği anlamada adeta bir kullanma kılavuzu niteliğinde bir kitap. Zaten yazar araştırmacı, psikolog, öğretim görevlisi ve dünya çapında seminer veren bir konuşmacı.

Bu kitap nesil farklılıkları ilgili 1,3 milyon genç hakkında bilgilere dayanan 12 araştırmanın sonuçlarını içeriyor. 1970, 1980, 1990’larda doğmuş “ben nesli” diye adlandırılan nesil ve ABD’de 2. Dünya savaşından sonra bebek nüfusundaki artıştan dolayı “patlama nesli” olarak adlandırılan nesiller arasındaki değişimleri ele alıyor. Kişilikteki ve davranışlardaki değişime dayalı deneysel çalışmalar kitabın bel kemiğini oluşturuyor. Ben nesli önceki nesillerden hangi yönüyle ayrılıyor. Tabiki kitap Batıdaki gençlik üzerine inceleme yapıyor, o yüzden odak grubu Türkiye’de biraz daha gecikme ile gerçekleşiyor olabilir. 1970,1980,1990 Türkiye’de 1980, 1990 ve 2000 gibi bir sapmaya karşılık gelebilir.  (Ne de olsa Batıyı biraz geriden takip ediyoruz).

Kitabın önsözünde Psikiyatr Dr. N. Mustafa Merter şöyle bir tespit yapıyor: “ABD’den başlayarak, tüm dünyaya yayılan, tarihte eşi benzeri görülmemiş, kitlesel bir yozlaşma süreci ile karşı karşıyayız. Geleceğin teminatı olan genç nesil şaşırtıcı bir hızla dengesini kaybediyor, ciddi manada ruh sağlığını yitiriyor. Twenge, kendisi de Amerikalı olmasına rağmen çok açık konuşuyor. Sadece gelişmiş batı ülkelerinde değil bütün dünyada genç nesil Amerikan medeniyetinin etkisine maruz kaldığı oranda, atalarından ve ailelerinden gelen ahlaki değerlere karşı çıkıp isyan edecek. Bu değerlerin yitirilmesinin bedeli ise çok ağır: bulaşıcı hastalık derecesinde yaygın bir narsisizm/ enaniyet, hayali bir iyimserlik, gittikçe artan oranlarda genel kaygı ve depresyon”.  (içimden kahrolsun Amerika sloganı atmak geldi J ).

Bu tespit doğru bir tespittir ve kitabın sloganı ise: ”Bu günün gençleri niçin bu kadar özgüvenli ve iddialı fakat bir o kadar da depresif ve kaygılı”. Bu sloganın cevabını herkes merak ediyor. Yazar bu konu hakkında ipucu vererek kitaba başlıyor. Yazar:  “ister hoşunuza ya da gitmesin yaşayacağınız kültürü doğduğunuz zaman belirler” diyor. Yazara göre; bu kültürün içinde dünya olayları, sosyal eğilimler, ekonomik gerçekler, davranış kuralları, hayata bakış açısının yanı sıra popüler kültürün iniş ve çıkışları vardır.  Araştırmalara göre doğduğunuz dönem karakterinizi içinde yetiştiğiniz aileden daha çok etkiliyor. Atasözünün de dediği gibi; “ insan içinde yaşadığı çağa babasına benzediğinden daha çok benzer”. Örneğin bebek patlaması nesli her şeyi toplu yapıyordu ve 21 yaşına gelmeden evleniyordu. Ancak ben nesli ise “bireyin sadece kendine odaklanması fikrini” benimsiyor ve “en büyük aşk insanın kendisini sevmesidir”, “hepimiz özeliz”, “başka birini sevmeden önce kendini sevmek zorundasın ”gibi cümleler kurmaktan kaçınmıyorlardı.  (Ben prensesim, bu günde çok güzel oldum, harikayım gibi cümlelerle bende sosyal medyada çok karşılaşıyorum).

“Ben nesli” nin beklentileri fazlasıyla iyimser: Üniversiteye gitmek, çok para kazanmak hatta mümkünse meşhur olmak istiyorlar.  Ancak bu nesil üniversiteye giderken büyük rekabetin yaşandığı, iyi bir iş bulmanın ve o işe devam edebilmenin zorlaştığı,  ev ve sağlık giderleri gibi temel ihtiyaçların ateş pahası olduğu bir dünyaya adım atıyorlar.  Umudun yükseklerde uçtu gerçekliğin ise ezip geçtiği bir zaman dilimi… Gençler ellerinde olan ile sahip olmak istedikleri arasındaki uçurumun hiç bu kadar derin olmadı… (Bende kamu yönetimi bölümünü kazanınca “kaymakam olacağım” derdim. Ne zamanki bir markette satış elamanı olarak çalışmaya başladım, o zaman gerçeklerle karşılaştım J).

Günümüzde gençler büyüklerin hiç karşılaşmadığı birçok zorlukla mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Aileler önceden lise mezunu bir kişinin kazandığıyla orta sınıf yaşam standardına kavuşabilirken bugün iki üniversite mezunu maaşı aynı standartları ancak sağlayabiliyor.

Aslında ben nesli bencil değil. Gençler arasında gönüllü etkinliklere katılım son 10 yılda yükselişe geçti. Gönüllülüğe ayrılan zaman diğer işleri engellemediği sürece ben nesli başkalarına yardım etmekten memnun oluyor. Fark yaratmak istiyor ancak bu farkı kendi tarzı ile yaratmak istiyor. “Diğer insanları kendi standartlarımıza nasıl uydururuz” düşüncesi yerine diğer insanları kendi doğruları, düşünce tarzları ve yaşam biçimleri ile kabul etmeyi öğrenmeliyiz.

Onaylanmaya İhtiyacımız Yok: Toplum Kurallarının Çöküşü

Televizyonda, dergide, gazetelerde sıklıkla geçen sözler “temel hayat felsefem beni ne mutlu ediyorsa onu yapmaktır”.1960’ların başında birçok insan hayatta en önemli şey dürüstlük çalışkanlık, gayretlilik, fedakârlık ve başkalarına saygılı davranmak olduğunu söyledi. Mutlu olup olmadıklarını hatırlamıyorlar bile. Bu elbette mutlu olmama anlamına gelmez fakat odak noktaları mutluluk değil. Üniversiteden mezun bir kız şöyle diyordu; “benim daha fazla ne mutlu edecekse onu yapmaya çalışıyorum ve en önce kendimi düşünüyorum. 20 yaşındaki Melisa şöyle diyordu; toplum tarafından nasıl algılandığıma hiç önem vermem. Hayatımı kendi yarattığım kurallara, düşüncelere ve standartlara göre yaşarım.  Slogan “neyle mutlu oluyorsan onu yap başkalarının ne düşüneceğini umursama”. İşte buyurun ben nesline hoş geldiniz.

Değişen olgulardan birside kıyafetti ve artık farklı bir anlam taşıyordu. Ben neslinin yaşamında kıyafetler, kendini ifade etmeyi, birçok alternatif arasından seçim yapmayı ve rahatlığı vurguluyor. Bugünkü giyilen ayakkabılar önceden tenis ve basketbol ayakkabısı olarak isimlendiriliyordu.

Artık bir şeyi halletmenin tek doğru yolu olduğuna inanılmadığı için görgü kuralları çok fazla anlam ifade etmiyor. Öğrenciler küfür etmeden konuşmakta zorlanıyor. Yaşlılar ve yetişkinlerle kendi arkadaşları gibi konuşuyor. Artık başkalarını rahatsız etmek o kadar önemli değil. Yüksek sesle konuşmak, araçlarımızın daha çok ses çıkarması için uğraşmak gibi birçok örnek verebiliriz. (Türkçenin bile imla kuralları değişti. Artık cümleler özne + nesne + yüklem + küfür şeklinde oluşuyor. Üniversitede hocaları ile bile konuşurken ağızdan çıktığı gibi düşünmeden konuşabiliyorlar).

Tek Kişilik Ordu: BEN

“Bizler için kendimizi sevmek özel olduğumuzu düşünmek ve hayallerimizin peşinden koşmak çok doğal”. Ben nesli kendine odaklanma konusunda oldukça açık sözlü ve mağrur. Bireysellik dilini ana dilimiz gibi konuşuyoruz. Cümlelerde “öz benlik”, “özsaygı” kelimelerinin sayısı artıyor.

Grup tan ziyade bireye odaklanması gereken son yer olan ABD ordusu bile bu akımın izledi. Askeriyenin 2001 yılında benimsediği slogan, “tek kişilik ordu” idi.

Günümüzde en popüler olan kavramlardan biri de özsaygı kavramıdır. Çocuklara ve gençlere, “sen iyisin” “bu kadar yapman da büyük başarı” “bu senin suçun değil” gibi gurur okşayıcı kavramlar söyleniyor. Bunun sonucunda eleştiri kabul etmeyen ve kendinden başkasını düşünmeyen çocuklar ve gençler yetişiyor.

Psikolog Martin Seligman özsaygı programlarını içi boş ve uzun vadede yetersiz olarak tanımlıyor. Hiçbir şeye dayandırılmadan edinilen özsaygının uzun dönemde çocuklara bir fayda sağlamayacağını öne süren Seligman, çocuklara becerilerini geliştirecek ve bir şeyleri başaracak bir şekilde özsaygı edinmelerinin daha doğru olacağı kanısındadır.  Yapılan araştırmalara göre özsaygıya sahip kişilerin daha çok sinirli ve daha çok aldatmaya meyilli olduğu ortaya çıkmıştır. Özsaygıdan çok öz denetim ve öz disiplin kavramları daha önemlidir. Gençlerin sağlam olmayan temeller üzerine inşa ettikleri öz saygıları hayatım zorlayıcı gerçekleri ile karşılaşıldığında bazen başa bela olabilmektedir.

Bu tür kendine odaklanma günümüzde narsisim denen hastalığı ortaya çıkarmaktadır. Narsisim psikologların tamamen olumsuz olarak kabul ettikleri bir kaç kişilik özelliğinden biridir. Narsistler kendine fazlaca odaklanıp diğer insanların bakış açılarını anlamaya yanaşmazlar. Ayrıcalık hak ettiklerini düşünür ve diğer insanlardan üstün olduklarına inanırlar. Bunun sonucu olarak narsistler ilişki yaşaması zor ve birlikte çalışmanın da sorun yarattı kişilerdir. Narsistler ayrıca sürekli endişeli görülen düşmanca davranan, ailesi ve arkadaşlarıyla çatışıp sağlığını tehlikeye atan kişiler olarak tanımlanabilir. sadece yüksek özsaygıya sahip insanların aksine, narsistler kendilerini insanlara yakın hissetmediklerini kabul ederler. “Diğer insanlar ne söylediklerini bilmiyorlar, herkes bizi dinlemeli”, “özel bir insanım olduğumu düşünüyorum”, “hayatımı istediğim gibi yaşarım ve dünyayı ben yöneteceğim daha iyi bir yer haline gelirdi” gibi cümleler kurmaktan kaçınmazlar. Tüm kanıtlar narsisimin yeni nesillerde çok daha yaygın olduğunu ortaya koyuyor.

İstediğiniz Her Şey Olabilirsiniz

Ben nesli “ben ben ben nesli” ni yetiştiriyor. Patlama nesli ben neslini yetiştirdi. Peki, ben nesli kimi yetiştirecek yoksa ben ben ben neslini mi? ,

Her şey olabilirsiniz…  Günümüzde gençlerin çoğu şarkıcı, şovmen, oyuncu veya yönetmen olmak istiyor. Kimse yetenekli olduğu alanda ilerlemek istemiyor. Gençlerin en popüler sloganı, “Başkanı sevmeden önce kendinizi sevmelisiniz”. İşte katıksız ben nesli zihniyeti. Kendinizi iyi hissetmek için ne gerekiyorsa yapın. Çünkü dünyada en önemli şey budur. Ben nesli daha çok materyalist, daha çok maddi şeylere değer veriyor. Çok para kazanmak önemlidir. Çünkü en iyi kıyafet, en iyi araba ve ev güzel para ile alınır.

Kişinin kendisine odaklanmasının sonuçları olarak dış görüntü takıntısı ortaya çıkmaktadır. Dövmeler, piercingler moda olduğu için tesadüfen izlenen bir akım değil, aksine bireysel ifadede kişisel iletişim aracı olarak kullanılıyor.

Endişe Çağı (Depresyon ve Yalnızlık) Gergin Nesil

Artık daha mutlu olmamız gerekmez mi?

Öncelikle ben neslinin bu kadar kaygı ve acı duyması çelişkili görünüyor. 1970-1990 yılları arasında doğmuş olanlar hiç bir travmatik tarihi olay yaşamadılar.  Birkaç ekonomik durgunluk haricinde zengindik. 1990’ların başında bu yana hiçbir dünya savaşı olmadı, nükleer savaşı yönelik büyük bir endişe yaşanmadı.  Ben nesli hiçbir zaman zorla askere alınmadı. Sağlık ve güvenlik konularındaki gelişmeler çocukların artık daha uzun ve daha iyi hayatlar yaşayacağının müjdecisi. Her geçen gün daha çok öğrenci mezun oluyor. Birçok açıdan yaşamak için e n iyi zaman şu an. Bizden önceki nesillerin sahip olmadığı sadece bizim faydalandığımız şeyleri düşünün.  Televizyon cep telefonu, daha iyi tedavi imkânları, bilgisayar,  daha iyi bir eğitim,  kendi seçimlerini yapabilme özgürlüğü, istediğimiz şehre taşınma imkânı gibi birçok şey sayılabilir. Peki, bu kadar imkâna rağmen neden hala mutsuzuz?

Giderek artan kendimizi ilk plana koyma isteği bir yandan eşsiz bir özgürlük yaratırken diğer yandan da bizi yalnızlaştıran bir baskı oluşturuyor. Yalnızlık ve soyutlanma

Yalnızlık ve soyutlanma insanlara neler yaptırıyor. Ülkenin her yerine yayılmış yeni bir buluşma türü olan kucaklaşma partilerinden biraz bahsedelim. Bu partilerde insanlar pijama giyiyor ve bilinçli olarak birbirlerine cinsel anlamda yaklaşmıyorlar. Her şey arkadaşça ve tehdit unsuru oluşturmadan gerçekleşsin diye bir “kucaklaşma koruması” insanları izliyor. Herkes birbirine sarılma ve dokunmanın tadını çıkarıyor. Katılanlardan yirmi altı yaşındaki bir kişi partiyi, yalnız insanlar için bir tedavi olarak gördüğünü söylüyor.

Gençler artık aşık olmaktan ve ayrılmaktan korkuyor. Durum o kadar kötü ki bazı gençler daha iyi bir yol olmalı diye düşünmüş. Üniversitede kültürel farklılıklar ile ilgili verdiği derslerden birinde hemen hepsi Orta ve Batı Amerika’dan olan öğrencilerin “görücü usulü evlenmeyi” onayladıkları belirttiler.

Hayat şartları zorlaşıyor. Artık üniversiteler herkesi almıyor. Rekabet aşırı derecede fazla. Çoğu genç üniversitenin istediği bölümde veya istediği işi yapamıyor. Artık karı kocanın çalışmadığı aile zor geçiyor. Normal bir ev almak artık hayal oluyor.

Çok az insan mükemmel hayat amacına ulaşabiliyor. İnsanların çoğu endişeli ve depresif. Martin Seligman “sanki bir salak çıkmış da normal insan olmanın çıtasını yükseltmiş gibi” diye yazıyor. Ben neslinin yükselen beklentilerinin kökeni kendine odaklanmaya dayanıyor. Yaşamınız boyunca kulağımıza çok özel olduğumuz fısıldandı. Zengin ve ünlü olmayı hak ediyoruz. Ayrıca iş ve aşk gibi hayatın her alanında tatmin olmayı bekliyoruz. Bu atıştırmalıklar doyurucu olsaydı mükemmel olurdu ama maalesef değil. Herkes görkemli evlerde yaşamıyor. Çoğu kişinin işi ekonomik zorluklar yüzünden heyecan verici değil. En azından her zaman değil. Mükemmel adamla evli olabilirsin ama o her zaman sizin ruh ikiziniz olmayacaktır. Bireysel arzularımıza fazlasıyla odaklanıyor fakat içimizde büyük bir boşluk hissediyoruz. Bu durum genelde depresyonla sonuçlanıyor.

“Teknolojik ve maddi şeyler hayatı kolaylaştırır ancak mutluluk vermez”

Evet, Doğru; Denemenin Faydası Yok İnancı

Yapılan araştırmalar göre; “Zengin daha çok zenginleşirken fakir daha çok fakirleşiyor ve senin ne düşündüğünü umursayan yok” gibi olumsuz ifadeler katılım oranı arttı. Siyasete, protesto gösterilerine ve oy kullanmaya karşı azalan ilgi son zamanlarda belirginleşti. Hâkim olan ilkenin iki kısmı var; birincisi bireysel sorumluluğa, çok çalışmanın yararlarına ve fedakârlığa olan inancın azalması. İkincisi ise toplu eylemin siyaseti, toplumu ve dünyayı etkileyeceğine dair düşüncenin çökmesidir.

 Birçok genç modern dünyanın sorunlarının hiçbir şekilde çözülemeyeceğini düşünüyor.

Öz saygı gerçeğe karşı J Düşünün ki öğrencisiniz ve sınavı geçemediniz. Sınava bile çalışmayacak kadar tembel ya da açık bir şekilde aptal olduğunuzu kabul ederseniz özgüveninizi zedelemiş olacaksınız. Ama öğretmenin adil olmayan bir sınav yaptığını söyleyerek onu suçlarsanız kendinizden hala hoşnut olabilirsiniz. Özgüvenimizi korumak adına, yaşanan kötü şeylerin bizim hatamız olmadığını söyleriz.

Kader kavramına mantıklı bir açıklama yapılmış kitapta J Kader dinilen olgun varlığına psikolojik açıdan inanmak mantıklı. Çünkü inanmazsanız her başarısızlığınızda kendinize olan özgüveniniz zarar görecektir. Yüksek özsaygı ile bahane bulma arasında ince bir çizgi vardır.

 Ben neslinin söylediği tipik söz; “doğru/yanlış yerde doğru/yanlış zamandayım”. Artık sorunlarımızın kaynağı kesinlikle biz değil bizim dışımızda kalan her şeydir. Sistemin suçu. Her şeyi sisteme bağlarız.

Temmuz 2002’de New Yorklu 3 genç McDonald’s restoranlar zincirine dava açtı. Yaşları 13 ve 19 arasında değişen bu gençler yıllarca hemen her gün bu hazır yiyecek restoranında yemek yemişlerdi. Şimdi aşırı kilolu olan gençlerin sağlıkları bozulmuştu. McDonald’sı kendilerini şişmanlatmakla suçluyorlardı. Hâkim davayı düşürdü. Bir ürünü tercih etmek kişinin sorumluluğunda olan bir şeydir ve hiçbir hâkim kişinin seçiminden ötürü bir şirketi suçlu bulamazdı.

Cinsellik: Tutucu Nesil Dejenere Nesille Tanışıyor

Gençler arasında takılma kavramı yaygınlaşıyor. Faydalı arkadaş denen bir arkadaşlık türedi. Artık cinsellik için evlilik beklenmiyor. En yaygın söylem, “kendini nasıl iyi hissediyorsan öyle davran ve toplum kurallarını umursama” oldu. Aynı cinsten evlilik arttı. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar yaygınlaşıyor. Son zamanlarda Türkiye’de bile bir kavram meşhur oldu ama burada söyleyemeyeceğim gerisini siz anlayın (F…buddy).

Eşitlik Devrimi: Azınlıklar, Kadınlar, Geyler, Lezbiyenler

Gelir lezbiyenler artık kendisini saklamak zorunda hissetmiyor. Bu konuları daha rahat dile getiriyorlar. İstanbul Boğazı’nda teknede evlenen iki erkeği düşünürsek artık normal karşılandığını görebiliriz.

Kendi Bilgimize Başvuralım: İş Dünyasının Geleceği ve Gençlerin Geleceği

Kadınlar iş yaşamında artık daha etkin o yüzden çocuk ile ilgili politikalar geliştiremez ise doğurganlık oranı azalacaktır. Bu sebeple sosyal güvenlik sistemi çökecek ve ekonomi bozulacaktır.

Bazı gençler çalışma hayatına atılırken işin ehli olduklarını düşünüyor ve yükselmeyi hemen hak ettiklerine inanıyorlar. Ben nesli çocukları özel oldukları düşünülerek anne ve babasına bağımlı olarak büyüdüler ancak yetişkinliğe adım attığında beklentiler ile gerçek dünyanın birbirinden farklı olduğu gerçeği ile karşılaştılar.

Pazarlamacılar veya satış elemanları ben neslinin kendisine çok fazla odaklandığını biliyor. Ben nesli isteklerini karşılayan ve kendisine bir birey olarak açıklamasına izin veren ürünleri tercih ediyor.

Buradan nereye gidiyoruz? Ben neslinin ve gelecek nesillerin hayatlarında önemli değişiklikler yapacak 3 tane durum var.

Özsaygı hareketine ve gerçek dışı vecizelere bir son verin. Özsaygı hareketi psikolojisi düzgün ve mutlu çocuklar yetiştirmek yerine küçük bir narsist çocuk ordusu yarattı. Hiçbir şey yokken yapılan örgü girmiş bir egodan başka bir şey yaratmaz.
Gençlere daha iyi bir kariyer rehberi sunun.
Çalışan anne ve babalara daha fazla destek verin (çift maaş tuzağı). Ücretli doğum izinleri artırılmalı. 3 ve 4 yaşındaki çocuklar için devlet okulları açılmalı. Çocuk bakımı harcamalarının vergiden düşülmesi gerekmektedir. Okul saatlerinin değiştirilmesi ve mesai ile uyumlaştırılması gerekmektedir.

Birincisinin herhangi bir maliyeti olmayacak hatta para ile artırılabilir. İkincisinde üniversiteler biraz masraflı olabilir ama çok yararlı olacak. Sonuncusunun maliyeti ise değişkenlik gösterebilir ancak en pahalı değişkenlikler bile kendi masrafını çıkarır.

Ebeveynler İçin Tavsiyeler

Yazar günümüzde yaşanan sıkıntılar konusunda ebeveynlerin ve gençlerin nasıl davranması gerektiği konusunda da bilgi veriyor.

Kendine saygı vurgusunu bir kenara bırakın, kendini kontrol etmesini ve iyi huylar edinmesini öğretin. Kendine saygının yararı sınırlıdır ancak kendini kontrol etmek başarıyla doğrudan ilişkilidir.
Hemen çocuğunuzun tarafında olmayın. Komşunuzun bir gün kapımızı çalıp size çocuğunuzun yasak olmasına rağmen evinin önünde kaykaya bindiğini söylesem ne dersiniz? Çocuğunuzu korumak içgüdüsel olsa da bu tavrınız ona kendi hareketlerinden sorumlu olmamayı öğretir.
Şiddete maruz kalmasını sınırlayın. Şiddet içerikli televizyon programları, filmler, müzik ve video oyunları saldırgan davranışlara neden olabilir. Çok sayıda araştırma, medyada şiddete maruz kalan çocukların gerçek hayatta da saldırgan davrandığını ortaya koyuyor.
Asla “şımarık” gibi kelimeler kullanmayın. Evet, gençler genelde kendi ihtiyaçlarına odaklanıyor. Peki, bunları öğreten kim? Siz. Öğretmenmiş olsanız bile kültürümüz doğduklarından beri ben neslini bu mesajla besledi.

Gençler İçin Tavsiyeler

Belirli tv programlarını sınırlı seyredin. Diziler ve filmler zenginlerin sahip olduğu ev arabaları gösteriyor. Ama çok eğlenceli olmasına rağmen aynı zamanda sıkıntı verici de olabiliyorlar. Muhtemelen asla sahip olamayacağınız şeyleri görüyorsunuz.
Aşırı düşünmekten kaçının. Sorunları aşırı şekilde kafanıza takmayın. Bir arkadaşınızla sorunlarınızı konuşmak daha iyi gelecektir. Başkalarından yardım isteyen insanların ruh sağlığı açısından diğerlerine kıyasla daha iyi durumdadırlar.
Sosyal ilişkileri değer verin. Yoğun hayatınızda arkadaşlık sürdürmek zaman ve çaba gerektirir. Arkadaşınızı ve ailenizi görmek için biraz daha fazla çaba sarf ederseniz daha mutlu olursunuz.
Depresyona karşı doğal yollarla baş edin. Sosyalleşme, aşırı düşünmekten kaçınma, uykuyu iyi alma, en az 1 saat güneş ışığı alma, omega3 ağırlıklı beslenme faydalı olacaktır.
Gerçekçi beklentileri geliştirin. Gerçekçi hedefleriniz olsun. Komşular ve çevrenize katkıda bulunun.

Kaynak: https://erkancakir.net/2015/03/11/ben-nesli-jean-m-twenge/#more-480

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    SPOR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Türk Analiz | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim