• İstanbul29 °C
  • Ankara19 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kemalizm hayaleti ve İslamcı siyasetin kurban edebiyatı
25 Nisan 2017 Salı 23:17

Kemalizm hayaleti ve İslamcı siyasetin kurban edebiyatı

Diken'den Meyda Yeğenoğlu'ndan çok çarpıcı bir İslamcılar ve Kemalistler arasındaki ilişki analizi.

Meyda Yeğenoğlu analiz yazısında İslamcıların neden Kemaliz'den hala korkutlarını ve aralarındaki 'Efendi'- 'Köle' kültürü ilişkisini anlattı. 

İşte Yeğenoğlu'nun yazısı:

"Kemalizmin hayaleti İslamcı siyaseti bir türlü terk etmiyor. Ne kadar bir kenara itseler de, ne kadar aşıldığı, işlerinin bitmiş olduğu iddia edilse de Kemalizm bir referans noktası, bir ölçüt olmaktan çıkamıyor onlar için.

Yok sayıldığı yerde bile mevcut olan bir hayalet Kemalizm. Meclis oturumunda adının dahi anıl(a)maması, Anıtkabir’e ziyarete gidil(e)memesi… Hayaletiyle İslamcı iktidara musallat olmaya devam ediyor Kemal… Hala bir uğrak noktası olmaktan çıkamıyor İslamcı siyaset için. Nereden kaynaklanıyor Kemalizmle olan bu ‘işi bitirip defterin dürülememesi’ hali?

28 Şubat post-modern darbesinin (sözde) demokrasiye balans ayarı vermeye çalıştığı dönemler çok uzak bir geçmişte yaşanmadı bu ülkede. Cumhurbaşkanlığı seçimindeki 367 cambazlığı da. İrtica korkusuyla, başörtülü eşlerin Çankaya’da resepsiyonlara çağrılmadığı cumhuriyet kutlamaları, meyhanelerin kapatılması, Türkiye’nin İran’a, Malezya’ya benzeyeceği korkularının pompalanıp ortaya salınmasıyla seküler elitlerin yaptığı her türlü hukuksuzluk ve anti-demokratik uygulama meşru ve hukuksal gibi gösterilmeye çalışıldı. ‘Hukuksuzluk mirasıyla yüzleşmenin tam zamanı başlıklı yazımda bu soruna değinmiştim.

Bu yazıda seküler elitin pompaladığı korkuların ne kadarı gerçek çıktı, ne kadarı asılsızdı tartışmasını yapma niyetinde değilim. Bu başka bir yazının konusu. Tartışmak istediğim şey şu: 10 sene önce CHP ve seküler elitler tarafından yaratılan fobi ve histerinin hizmet ettiği şey, bu ülkede demokratik-hukuksal kurumsallaşmanın sağlanmasına değil, sadece paranoya ve korku ortamı yaratılmasına vesile oldu.

Ancak bundan daha önemlisi, bu histeri ve paranoya ortamı, bugün birçok hukuksuz ve adaletsiz uygulamaya hakkı olduğunu düşünen, aslında kökü daha eskilere giden ‘kurban’ edebiyatını yarattı, azdırdı; bunun meşruluğuna katkıda bulundu. Bu kurbanlık edebiyatı ve mazlum konumu işgal etme iştahı tüm hızıyla devam ediyor.

Bunca siyasi ve ekonomik güç kazanmasına, iktidarını son derece sağlamlaştırmasına rağmen İslamcı siyasal grubun ve daha önemlisi medya silahşorlarının mazlum ve kurban konumunu işgal etmesi bir türlü bitmiyor, bitemiyor. Bunun bir nedeni bu edebiyatın sembolik bir sermaye sağlar hale gelmiş olması.

O sermayenin kullanılmasıyla politik (ve ekonomik) kar elde ettiklerinin farkındalar ve bol keseden harcıyorlar hiç kurumayan bu kaynağı. Fakat onları bu sermayeyi üretmeye iten daha önemli bir neden yatıyor bunun arkasında. Nietzche’den hareketle bu kurban edebiyatını anlamaya çalışabiliriz. Özellikle ‘efendi’ ve ‘köle’ ahlakı üzerine söyledikleri bu durumu açıklamamıza yardımcı olacak nitelikte.

Nietzche, ‘efendi’ ve ‘köle’ ahlakı arasında yaptığı ayırımla belirli kültürel oluşumları veya formasyonları anlatmaya çalışıyor. Bir kültürün hakim sembolik dili, işlerlikte olan kodları, pratikleri ve kurumları aslında bu iki tür ahlaksal yapılanma arasındaki mücadele sayesinde ve birinden birinin hakim kültür haline gelmesiyle şekillenir.

Bu ayırımdan hareketle, İslamcı siyasetin iktidarıyla şekillenen ve gittikçe varlığını çok daha etkin bir şekilde hissettiren bir kültürel ortamı veya imgelemi anlayabiliriz.

‘Köle’ ahlakının en belli başlı tanımlayıcı özelliklerinden biri ‘resentment’dır. Türkçede tek bir karşılığı yok bu terimin. Zoruna gitme, içerleme, kin, hınç gibi duygulanımların karışımına gönderme yapar. Bu hınç ve içerlemeyle şekillenen varoluş ve duygulanım hali ancak tepkisel olarak var olabilen bir haldir; yani kendinden başka bir şeye tepki göstermesi sayesinde veya aracılığıyla kendini var edebilen bir durum. ‘Köle’, sahip olmadığı ama ‘Efendi’nin değerli bulduğu, önemsediği özellikleri değersizleştirme sayesinde kendini var kılar.

‘Köle’ ahlakı, ‘efendi’ ahlakının aslında tam tersidir, yani kendine ait bağımsız bir varlığı olmayıp, tamamen ‘efendi’ye tepki olarak gelişen değerler ve kodlar dünyasıdır. Bu nedenle mazlumluk ve kurbanlık söyleminin en belli başlı özelliği kendisine hükmetmiş olana kara çalarak ve onu yererek varolabilen bir kültür ve ahlak biçimi olmasıdır.

Ancak tepkisel bir biçimde varolabilen bu mazlumluk ve ezilmişlik söylemi, ‘efendi’nin yarattığı kültürü aşmak ve ondan bağımsızlaşmak bir yana, ‘efendi’nin oluşturduğu kültürü, değerleri basitçe tersine çevirmekten ibaret kalır. İşte bu mazlumluk ve kurbanlık edebiyatı, ötekini referans almadan varolamayan, ondan kendini bağımsızlaştıramayan bir varoluş biçimidir.

İslamcı siyaset, Türkiye siyaset arenasında görünürlüğe ulaştığı 1990’lardan itibaren ezilmişlik, dışlanmışlık ve mazlumluk ögesini demokrasi, eşitlik, adalet gibi söylemlerin odağına yerleştirdi.

Demokratik bir kültüre ulaşmanın önündeki en önemli engelin örneği olarak, İslamcıların otoriter Kemalist siyasaların boyunduruğunda toplumun marjinlerine itildiğini söyledi durdu. Elbette bunda haksız değillerdi ancak, bu siyasetinin açmazı, demokrasiye ilişkin söylemin yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığım kurban ve mazlumluk edebiyatının sınırlarına hapsolmasında yatıyordu.

İşte bu mazlumluk ve kurban siyaseti, bizzat kendi varoluşunu sadece kendinden başka bir şeye, yani Kemalist modernleşmenin tepeden empoze ettiği şeylere tepki göstermeye endekslediği için, ‘efendi’ olarak kurgulanan Kemalizmin değerli bulduğu, önemsediği her şeyi değersizleştirme çabasıyla sınırlı kaldı. Kemalizm adeta onlara varoluşlarını endeksledikleri bir basamak veya aynadakı sır işlevi gördü.

Kemalizmin hayaleti ve daha da önemlisi kurmuş olduğu gelenek, hukukla olan ilişki hiçbir zaman terkedemedi onları. Özgün bir proje geliştirmek, bağımsız bir kimlik olabilmek yerine, hep ‘efendi’ olarak algıladıkları Kemalizmden intikam almak derdine düşüldü. ‘Efendi’den bağımsızlaşılamadığı için de demokratik kurumsallaşma bu yeni siyasetin peşinde koştuğu bir ideal hiçbir zaman olamadı.

İşte bu nedenle acıklı bir serüven oldu İslamcı siyasetin izlediği. Kemalizmden başka bir şey olmak için onun oluşturduğu kültürel, hukuki, sembolik evreni aşmak üzere yola çıkıldığı halde, ayakları yere basan sağlam demokratik bir kurumsallaşma oluşturamadı ve Kemalizmin kötü bir kopyasından ibaret kalabildi ancak.

Eğer İslamcı siyaset, gerçekten güçlenebilmiş, gerçekten bambaşka bir proje geliştirebilmiş olsaydı, bu kurban ve mazlum konumunu işgal etmeye tenezzül eder miydi? İşte bu nedenle sadece tepkiye endekslenen bu siyaset, karşı çıktığı Kemalist projeden bağımsız, onu aşan başka bir demokratik proje yaratıp, bu ükenin en önemli sorunu olan hukuk devleti olabilme, demokratik kurumsallaşmayı sağlama yolunda bir nebze bile yol alamadı.

Edindiği bunca güce rağmen mazlumluk ve kurban edebiyatı İslamcı siyasete ideolojik ve sembolik rant sağlamaya devam ediyor, kitleleri sürükleyebiliyor arkasından.

Mazlum ve zalim arasında yürütülen bu siyasette güme giden, kimsenin kaygısını taşımadığı bir tek şey kalıyor: Demokratik kurumsallaşma ve hukuksal zeminin sağlamlaştırılması."

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Türk Analiz | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim