• İstanbul29 °C
  • Ankara19 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kendisi Olan Kadınlar
10 Nisan 2017 Pazartesi 00:42

Kendisi Olan Kadınlar

Ayrı dünyaların, farklı hayallerin, değişik mücadelelerin kadınları anlatılır.

‘Angelika’da (2015, Kapı y.); Angelika, Alissa, Müberra ve Hüküm gibi ayrı dünyaların, farklı hayallerin, değişik mücadelelerin kadınları anlatılır. Bir de tabii ki yazar olmak isteyen Hilal’le, şiir yazmaya çalışan genç kız var. Hepsi de kendilerini yansıtmakla kalmazlar, içinde bulundukları kültürel ortamın da temsilcisi olurlar.

Yıldız Ramazanoğlu Angelika’da meselelerle bir hikâyeci olarak nasıl uğraşılması gerektiğini gösterir. Onun yaklaşımı bir sosyolog, felsefeci veya akademisyeninki gibi değildir. Sadece akli olanla yetinmez o; olayların, şahısların duygusal yönlerine de dikkat çeker. İkisi arasındaki dengeyi ve gelgitleri yakalamaya çalışır. Bu yüzden Angelika’da okuyucu, düşüncenin değişik boyutları arasında yolculuk yapar. Bir duygudan başka bir duyguya geçer. Arasındaki dengeyi ve çatışmayı yaşar. Yıldız Ramazanoğlu bu şekilde okuyucusunu hikâyenin atmosferine çeker, orada birlikte yolculuk etmeye çağırır.

Angelika küçük bir kızdır. Ailesi Almandır. Hıristiyan bir Alman ailesiyle, Müslüman bir Türk ailesi dost olduğunda ortaya ‘müthiş bir fikir’ çıkar: Çocukları bir yıllığına değiş tokuş etmek. Aslında ailelerin kötü bir niyeti yoktur. Zolner ailesi erkek çocuğa hasret kalmışlardır. Ali Amca da fırsattan istifade hem Türkiye’deki erkek yeğeninin Almanca öğrenmesini, geniş bir kültüre sahip olması için çocuk yaşta Avrupa’yla tanışmasını sağlamak, hem de Zolner’lerin erkek çocuk hasretini biraz olsun dindirmek amacıyla böyle bir fikri kardeşine açar. Zolner ailesi Ankara’ya gelir, Müslüman olmaya karar vermişlerdir. Bir yıllığına Angelika’yı bırakıp, Müslüman erkek çocuğunu alarak Münih’e döneceklerdir.

Yazar çocuğu ustalıkla konuşturuyor
“Angelika’nın Unutuşu”nda anlatıcı, ağabeyi Münih’e gönderilen, küçük bir kız çocuğudur. Angelika’dan bir yaş küçüktür. Yıldız Ramazanoğlu küçük bir kız çocuğunu ustalıkla konuşturur, onun kendine özel iç dünyasını ayrıntılarıyla yansıtır. Hikâyede her şey kız çocuğunun iç dünyasında gerçekleşir. Ve hikâye okunurken, bu söylenenler veya yaşananlar kız çocuğuna uygun değil, onun dünyasında gerçekleşme ihtimali yoktur diye düşündürmez. Masum bir çocuğun iç dünyasında yaşadığı gelgitler, okuyucu tarafından yadırganmayacak şekilde anlatılmıştır. Ramazanoğlu’nun gücü de burada gizlidir. Okuyucu olarak bir masal gibi olan o kız çocuğunun dünyasına tanıklık ederiz. Angelika’yı onun aynasından görürüz. O aynada merhamet, kıskançlık, dostluk, incelik, empati, ıstırap vardır. Angelika’nın dramını, anlatıcının dramı içinde anlamlandırır, okuruz. Bu şekilde ayrı iki dünyanın insan olmak noktasında nasıl buluştuğunu da görürüz. Hikâyenin etkileyiciliği, teorik bir iddia üzerinden değil yaşanmışlık üzerinden meseleyi ele almasında yatar.

Kitapta Angelika’yı anlatırken gözetilen yoğunluk ve incelik HIV virüsü taşıyan, yoksul Afrika’nın yoksul Hoda’sında yaşayan, tevekkülün ve zarafetin örneği Hüküm; sahip olduğu kültür ve zekâyla çevresini ezmediği için saf ve akılsız sanılan Alissa ve artist olma hayallerini hiçbir zaman kaybetmeyen Müberra’da da gösterilir. İçinde biriken hikâyeleri bir türlü kâğıda dökemeyen Hilal üzerinden ise kadın yazar olmanın güçlükleri tartışılır.

Kaynak: http://www.raillife.com.tr/kendisi-olan-kadinlar/

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Türk Analiz | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim